Hakikatin Hikayesi'nde 1 Mayıs’ın Türkiye'deki tarihsel seyrini, Taksim'le kurduğu sembolik bağı ve taşıdığı anlamı konuşuyoruz. Ayrıca Rumca Proodos gazetesine dayanarak İstanbul’un 1 Mayıs tarihini güncelliyor; bilinenin aksine 1911 1 Mayıs'ının Cadde-i Kebir'de (İstiklal Caddesi) bir yürüyüşle kutlandığını gün yüzüne çıkarıyoruz.
Y. D. Ç: Herkese merhaba. Yine bir Hakikatin Hikayesi programında birlikteyiz. Bugün 1 Mayıs konuşacağız. Ben Doğan Çetinkaya.
F. B: Ben Foti Benlisoy.
Y. D. Ç: Bugün 1 Mayıs'ı eda ettik tabii. Biraz üstüne konuşmuş olacağız. Üzerinden biraz geçti. 1 Mayıs geçen haftaydı. Bunu vesile bilerek... Biraz 1 Mayıs hâlâ ülkemizde, dünyada da birçok yerde tartışmalı bir mevzu. Birçok çatışmaya neden oluyor, konu oluyor. Bazen fikri düzeyde, bazen sokaklarda. Ülkemizde de biraz bugün tarihinden bahsedeceğiz. Kutlanması çok kolay olmayan, resmi ve izinli hale geldiği zamanlarda bile bugünlerde birçok çatışmaya vesile olan, sınırlandırılmaya, yasaklamalara neden olan bir gün. Hâlâ bunun neden aslında böyle olduğunu, sembolik olarak 1 Mayıs'ın neyi ifade ettiğini işçi sınıfı için, sendikaları için, politik insanlar için ya da devlet için, egemen sınıf için 1 Mayıs'ın ne olduğunu biraz konuşup, biraz tarihsel serencamına bakacağız. Değil mi Foti?
F. B: Evet, yani 1 Mayıs'ın tabii uzun bir tarihi var 1890'lardan bugüne. Eric Hobsbawm şey diye bahseder; yani aslında seküler bir toplumsal hareketin daha çok dini nitelikteki bayram günlerine yaptığı en büyük müdahale ya da en büyük bir oyuk olarak nitelendiriyor 1 Mayıs'ı. Gerçekten 1890'lardan itibaren işçi sınıfının dayanışma ve mücadele günü olarak ciddi bir mücadelenin konusu haline gelmiş durumda. Türkiye'de, hani biz daha çok İstanbul'u konuşuyoruz, İstanbul'da ister istemez Taksim meselesi de bu sene de öne çıktı.
İstanbul'da ilk 1 Mayıs kutlaması 1911. Hani ilk resmi kutlama diyelim. Yani sokakta görünür olan kutlama. 1910'da da bir kutlama var ama daha belirgin olan kutlama 1911. O da ilginç. Ben geçen gün biraz böyle eski gazetelere bakarken Proodos gazetesi var İstanbul'da çıkmakta olan. Terakki diye Türkçeye çevirebilirim. Orada bir köşe yazısına rastladım. Bir köşe var, bir sütun. İho tis Polis ya da işte 'Şehrin Sadası' diye çevirebileceğim. Orada 1 Mayıs'a denk gelen, çünkü takvim meselesi var, 19 Nisan 1911 günü şöyle bir yorumda bulunmuş gazete, diyor ki: "Bizde sosyalist örgütler, işçi sınıfı, sendikaları, işçi merkezleri çok gelişkin olmadığı için Batı Avrupa'daki gibi bizde 1 Mayıs bayramı hâlâ ailevi niteliğini, temiz niteliğini muhafaza etmeye devam ediyor" diyor. "Bizde 1 Mayıs; çiçeklerin, kırların ve kahkahaların temiz bayramı olarak kaldı" deniyor.
Y. D. Ç: Çiçek böcek, o zamandan beri çiçek böcek olayı var yani.
F. B: Ama bak bu çiçek böcek meselesi önemli bir mesele. Niye? Çünkü 1 Mayıs aynı zamanda tabii ki bir tür bahar ya da yaza geçiş bayramı. Çeşitli pagan geleneklerde, çeşitli coğrafi alanlarda bu şekilde kutlanan bir bayram. 1 Mayıs aslında biraz bununla birleşecek tabii. O ayrı bir hikaye. Ama İstanbul'da çok güçlü tabii, özellikle Rum toplumu içerisinde de bu bahar bayramı olarak ya da yaza geçiş bayramı olarak, çiçek böcek bayramı olarak 1 Mayıs çok kuvvetli. Annem şey derdi bana, parantez açayım: "Nereden çıktı bu işçiler, nereden çıkarttınız, biz bahar bayramı bilirdik" diye. Gerçekten bu bilgi var. Neyse ama aynı gün, aynı gazetede... Yani şöyle bir hata yapılmış. Aynı gün, aynı gazetede İstanbul'daki ilk 1 Mayıs hakkında biz malumat ediniyoruz.
1 Mayıs kutlamaları hakkında işçilerin, bugün işte Taşkışla'nın karşısında Gezi Parkı civarında olarak nitelendirebileceğimiz Belvü Bahçesi'nde yaptıkları büyük toplantıdan bahsediliyor. İşçiler çeşitli konuşmaları dinliyorlar, birlikte fotoğraf çektiriyorlar, çeşitli marşlar, şarkılar söylüyorlar ve sonra da Cadde-i Kebir üzerinde bir yürüyüş yapıyorlar kırmızı bayraklarla. Dolayısıyla aslında biz İstanbul'da ilk 1 Mayıs'ı, en azından resmi olarak kutlanan ilk 1 Mayıs'ı tartışırken bile karşımıza Taksim çıkıyor. Bunu hatırlatmak istedim özellikle çünkü 1976 tarihi tabii haklı olarak insanların kafasında, bu sene işte 50. yılı Taksim'de ilk kutlanan 1 Mayıs diye söz ediliyordu. Hatırlatmak gerekiyor diye düşünüyorum. 1911 aslında ilk Taksim'deki 1 Mayıs kutlaması. Dolayısıyla Taksim ve 1 Mayıs ilişkisini tartışırken bu bilgiyi atlamamak gerekiyor. Aslında 1 Mayıs'ın ilk kutlandığı alan Taksim.
Y. D. Ç: Tabii Osmanlı İmparatorluğu mevzubahis olunca biraz hızlı geçeriz bu bahsi ama değinmeden geçmeyelim. Proodos da tabii daha sağcı bir gazete olduğu için işçilerin mevcut durumunu azımsamaya çalışıyor. Oysa Osmanlı İmparatorluğu'nda 1870'lerden itibaren grevli, gösterili, çok canlı bir işçi sınıfı hareketi ve hayatı var. Bundan dolayı da zaten 19. yüzyılın sonlarına doğru Anadolu'nun çeşitli yerlerinde aslında İstanbul'dan da önce özellikle Ermeni devrimci örgütlerinin ya da Balkanlardaki Makedon, Bulgar devrimci örgütlerinin işçi kutlamaları var ki zaten Osmanlı'daki ilk resmi kutlamalardan bir tanesi de bilineni 1909 Üsküp'tür. Ki İştirak Dergisi'nde daha sonra onun bir fotoğrafı vesaire de yayınlanmıştır. Ama İstanbul mevzubahis olduğunda senin bugün aslında söylediğin birçok insan için çok yeni bilgi. Çünkü daha çok demin de bahsettiğin gibi Belvü'de kapalı bir mekanda, yine İştirak gazetesinde bir fotoğrafının olduğu kutlama bilinir. Bugün sen bunu bir sene öncesinden bir haberle... Proodos tabii sen demin söylerken biraz andın ama belki anlamayanlar vardır. Rumca, Rum Ortodoks cemaatinin önemli gazetelerinden bir tanesi. Rum Ortodoks cemaatinin Tanin'i belki denilebilir. Popüler gazetelerinden bir tanesi. 1910 yılına böylece yürüyüşlü vs. bir...
F. B: Şunu eklemek istiyorum tabii, sen 1909'u andın. Aslına bakarsan Osmanlı İmparatorluğu'nda 1 Mayıs'ın kutlanılır hale gelmesi çok geç bir tarih değil çünkü 1890'la başlatıyoruz biz 1 Mayıs tarihini tabii doğal olarak. Yani ne diyeyim, çok kaba bir ifade olacak ama Batı dışı dünyada zaten 1 Mayıs'ın bir mesele haline gelmesi, bir işçi bayramı haline gelmesi, 1 Mayıs mücadelesi oluşması aslında kabaca bu tarihlere denk düşüyor. Biz 1900'lerin ikinci yarısından itibaren 1 Mayıs'ın çok geniş bir coğrafi alanda yayılmaya başlandığını görüyoruz. Dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu'ndaki, bizim topraklardaki 1 Mayıs'ın öyle çok da geç gelmediğini söylemek gerekiyor. Dolayısıyla haliyle aslında köklü bir 1 Mayıs tarihinden bahsediyoruz.
Y. D. Ç: Tabii tabii, o çok önemli bir şey söyledin. Yani sanki hani orada karar alındı, İkinci Enternasyonal'de 1 Mayıs önemli bir gün olarak ortaya çıktı da bütün dünyada, her yerde, Batı'da bile her 1 Mayıs'ta büyük kutlamaların yapıldığını vs. varsaymamak lazım. Bu dediğin gibi 20. yüzyılın başında özellikle 1905 devrimlerinin öncesi ve sonrasında yaygınlık kazanmaya başlayacak. Onun için evet, yani 1910 Osmanlı İmparatorluğu bağlamında kutlanması, daha öncesinde Doğu vilayetlerinde devrimci örgütlerin vesaire kutlamaya başlaması olarak Osmanlı İmparatorluğu'nu bir sonradan gelen, takip eden bir imparatorluk olarak kabul edemeyiz elbette. O da önemli.
F. B: Evet, şunu da görüyoruz tabii ki... Hani biraz günümüze getirmek için hızlanalım diyorum. Yani 1 Mayıs tabii sürekli olarak aslında çeşitli nedenlerle yasaklanan, kutlanması engellenen bir gün. 1-2 sene sonra hemen Mahmut Şevket Paşa suikastı, Balkan Harbi, Birinci Dünya Savaşı falan derken 1 Mayıs kutlamalarına rastlamamaya başlıyoruz. Mütareke dönemini beklemek gerekecek 1 Mayıs'ların yeniden kutlanabilir hale gelmesi için. Ama yani 1910'lardan bugünlere 1 Mayıs nedense çok farklı iktidarların, çok farklı... Yani İttihat Terakki'den bugüne diyelim. Çok farklı iktidarların, çok farklı nedenlerle diyemeyeceğim, aslında benzer ve aynı nedenlerle, işçi sınıfı hareketine olan düşmanlık nedeniyle diye kabaca ifade etmek mümkün. Onun güç gösterisi ya 1 Mayıs... 1 Mayıs aslında 2. Enternasyonal'in bir gün olarak, bir mücadele ve dayanışma günü olarak ortaya atması aslında işçi sınıfının bir gün için kentsel mekana el koyduğu bir gün olarak gücünü göstermesi için ortaya atılmış bir gün. Dolayısıyla tam da bu güç gösterisine mani olmak açısından 1 Mayıs sıklıkla yasaklanan, baskılanan, kutlanmasına izin verilmeyen bir gün oluyor bu topraklarda da.
Y. D. Ç: İşçi sınıfının, ezilenlerin hafızasını da artık bugüne geldiğimiz noktada temsil ettiği için, bu 100 yılı aşkın geleneğin sembollerini, taleplerini, 100 yılı aşkın mücadelenin bakiyesini temsil ettiği için, onu sembolik bir şekilde kent meydanlarında ifade ettiği için, tabii egemen sınıf için, devlet için, egemen sınıfların örgütleri için bir hayalet tabii. Bir korkulu rüya. Bunun gerçek bir alternatif olarak ortaya çıkması, kolektif bir direnişin hafızasının ortaya konulması, egemen sınıflar ve egemen sınıfın çeşitli ideolojileri tarafından kendi milli ve muhafazakar günlerine de tabii bir alternatif görmeleri, korkulu rüyası haline getiriyor.
F. B: Hatta bu hayalet metaforundan devam edeyim. Yani çoğu zaman tabii şey atlanıyor, yani 1925'ten sonra mesela diyelim Takrir-i Sükun'dan sonra 1 Mayıs uzun zaman kutlanmayacak Türkiye'de. Ama buna rağmen ilginçtir, yani Türkiye'de 1 Mayıs hayaleti kol gezmeye devam ediyor. Yani mesela 1930'ların gazetelerine baksan şöyle bir, 1 Mayıs'a yakın günlerde ve 1 Mayıs günü hemen sonrasında aslında 1 Mayıs'ın mesele edildiğini görüyoruz biz sürekli olarak. Bir kere zaten Türkiye Komünist Fırkası'nın, Türkiye Komünist Partisi'nin çok ciddi faaliyetleri, 1 Mayıs'ı bir işçi günü olarak, bir işçi dayanışma ve mücadele günü olarak anmaya, kutlamaya dönük bir faaliyet, bir çaba, bir ısrarla karşı karşıya kalıyoruz. Bu ısrar bugün çoğu zaman hatırlanmıyor. Ben müsaadenle, hatta 1933 yılından önümde bir başka gazete kupürü var, bu sefer Milliyet Gazetesi. Kısaca bir şey okumak istiyorum. Yani bu hayalet nasıl kol geziyor görmek açısından. Diyor ki Milliyet Gazetesi: "3-5 senedir moda oldu. 1 Mayıs yaklaştı mı..." Bu 17 Nisan 1933. "...1 Mayıs yaklaştı mı bazı komünist taslakları gizli gizli birleşirler." Taslak yani yeni Türkçeleşiyor değil, komünist müsveddeleri diyecek ama komünist taslakları diyor.
Y. D. Ç: Gizli gizli birleşirler.
F. B: "Matbu veya el ile yazılmış birtakım beyannameleri öteye beriye gönderirler, sokaklara asarlar. Yine 1 Mayıs yaklaştı ya, işte birtakım komünist taslakları meydana çıktı. Son bir iki gün zarfında bilhassa amele muhiti olan Cibali, Ortaköy, Çapa gibi yerlerde tütün işçilerine komünist propagandasını taşıyan beyannameler gönderilmiş, duvarlara asılmıştır." diye devam eden bir haber. Sonrasında şey diyecek, yani "Bu işte cahil komünist müsveddelerinin yaptığı bu faaliyetin temiz, samimi, hakiki Türk işçisiyle elbette hiçbir alakası yoktur." Ama şeyi görmek açısından önemli diye düşünüyorum. Hani sonrasında bu haberler devam edecek, bu yakalanan birtakım komünistler olacak bu beyannameler dolayısıyla. 1 Mayıs tam senin ifadenle, hayaleti dolaşmaya devam ediyor. 1 Mayıs kutlanmasa da bu atladığımız bir şey diye düşünüyorum çoğu zaman.
Y. D. Ç: Aynen, aynen. Güzel bağlamış olduk. Yani 1 Mayıs bir şekliyle çok erken zamanlardan itibaren ortaya çıkıyor. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi bastırılmaya çalışılıyor. Ve bu bastırılan yerlerde de işte senin söylediğin gibi özellikle Balkan Savaşları, işte suikast, Bâb-ı Âli baskını gibi olaylar... Mütareke döneminde tekrar ortaya çıkması elbette ki farklı iktidar odaklarının, işgal İstanbul'u, devletin içerisinde işgal kuvvetleriyle birlikte bir iktidar boşluğu ortaya çıkmasıyla birlikte tekrar gündeme gelmesi aslında bir tesadüf eseri değil. 23'ten sonra da 23'te tabii kutlanacak ama 25'te hemen işte Şeyh Said'dir vs. Takrir-i Sükun Kanunu, siyasi başka nedenlerle bastırılıyor olması da yine bir tesadüfün eseri değil. Ta senin dediğin gibi bu 1930'lardaki çeşitli girişimler vs. İşçi hareketlilikleri de çeşitli zaman aralıklarında ortaya çıkacak ama 1975 aslında, yani böyle adamakıllı kutlandığı tarih Tepebaşı'nda, o da kapalı bir mekanda düğün salonu, yine Taksim. Daha sonra 76'da senin de demin ifade ettiğin gibi 3 yıl üst üste açık alanda meydanda toplanacak ama yıllar boyunca 1 Mayıs'ın Taksim merkezli olarak ortaya tekrar ancak ve ancak 70'lerde ortaya çıktığını göreceğiz.
F. B: Tabii 70'ler derken 60'ların ve 70'lerin ilk yarısının o güçlü işçi hareketinin eserini unutmamak gerekiyor. 1 Mayıs'ta her zaman ve her yerde sanırım öyle.
Y. D. Ç: Tabii tabii. Ama bu arada meydana çıkılması aslında beklenenden daha geç denilebilir yani 76.
F. B: Doğru, doğru.
Y. D. Ç: Çok ciddi bir toplumsal hareket var. 15-16 Haziran işçi direnişlerini vesaire düşündüğümüzde de aslında geç bile kabul edebiliriz 76'yı.
F. B: Tabii tabii. Ama Taksim meselesi tabii... Yani siyasal iktidarlar açısından da Taksim şehrin tabii en ünlü meydanı. Dolayısıyla 1 Mayıs'ın aslında işçi sınıfının, dolayısıyla gücünün, toplumsal gücünün ve dayanışmasının şehrin en büyük mekanına kitlesel bir biçimde yansıması iktidarları korkutan bir şey. Şimdi hani uzun uzun diye tartışmak mümkün değil daha yani 76 oluyor, 77'de ciddi bir provokasyonla karşı karşıya kalıyor 1 Mayıs, onlarca insan hayatını kaybedecek.
Y. D. Ç: 41 kişinin hayatını kaybettiği...
F. B: Evet, çok ciddi bir provokasyon söz konusu olacak. 78'de yeniden kutlanacak. 79-80'de zaten artık sıkıyönetim var, sokağa çıkma yasağı var. Kutlanması mümkün olmuyor. Dolayısıyla aslında Türkiye'de 1 Mayıs'ın yasaklı olması, yasaklı hali çok uzun bir zamana yayılan ve ancak toplumsal mücadelenin belki yükselmekte olduğu ya da işte çeşitli nedenlerle iktidarı oluşturan klikler arasında birtakım çatışmaların yaşandığı birtakım ara dönemlerde diyelim, 1 Mayıs hakkıyla kutlanabilen bir gün.
Y. D. Ç: Aynen. Kesinlikle katılıyorum. Bundan dolayı hem işçi sınıfının mücadelesinin, toplumsal alanda ezilenlerin, muhalif hareketlerin güç kazanması ve devlet içerisindeki kliklerin özellikle kendi aralarındaki çatışmaya dalmalarında çatlaktan fırlar gibi ortaya çıktığını görüyoruz. 78 çok büyük bir tedirginlikle tabii, bir sene önceki katliamın verdiği tedirginlikle biraz korkuyla kutlanıyor. 79'da yasaklandığında tabii hatırlayalım yine, özellikle Behice Boran'ın Merter'de DİSK'in merkezinden yapmaya çalıştığı bir yürüyüş var. Yine ben buradan o yaşımda işte Taksim'e kadar yürüme iradesini gösterecek fakat tabii ki de engellenecek. Daha sonra ciddi anlamda yine işçi hareketinin 80'lerin ikinci yarısında darbeden sonra yükselmeye başlanması, yani 87-88'de öğrenci hareketlerinin, öğrencilerin üniversitede işgallerinin başlaması, işte özellikle Zonguldak işçi hareketi, işçi yürüyüşleri vesaire... Bu bağlamda 88-89'da yine politik hareketin, hem işçi sınıfının, kamu emekçileri hareketinin, öğrenci hareketinin yükselişte olduğu bir dönemde sokakta çatışa çatışa 1 Mayıs'ı kutlamaya çalıştıklarını göreceğiz ki bu ünlü 89'da Mehmet Akif Dalcı'nın öldürülmesi, açık ateş, polis ateşiyle öldürülmesi de tam da bu aralığa denk gelecek zaten.
F. B: Evet kesinlikle. Yani 1 Mayıs 1989 zaten işte bahar eylemlerinin olduğu... Yani bir sene sonra işte şey olacak, bir sene sonra dediğim birkaç ay sonra aslında, 6 ay sonra falan işte Zonguldak büyük işçi yürüyüşü başlayacak. Dolayısıyla yine orada şeyi görüyoruz tabii ki, yani toplumsal mücadelelerle 1 Mayıs'ın kutlanması, militan bir biçimde ve kitlesel bir biçimde kutlanması arasındaki bağı görüyoruz. Değişik siyasi iktidarları korkutan da sürekli bu bağlantı zaten.
Y. D. Ç: Bu dönem 80'lerin sonu, 12 Eylül rejiminden yavaş yavaş çıkılmaya başlanıyor ülkede. Birtakım referandumlar yapılıyor, yasaklı partiler yeniden siyasete giriyorlar vs. Bir açılım ama aynı zamanda güvenlik aygıtı da hâlâ bugün bildiğimiz güvenlik aygıtından önce, kameraların olmadığı, öğrenci hareketinin çok farklı mahallelerde korsanlar koyduğu vs... Hatta 70'lerin politik ikliminin ve tarzının devam ettiği bir aralık. Yani 70'lerin havası bir şekilde aslında ülkede politik olarak da sürüyor. Bu da yansımasını 89-90'lardaki sokak çatışmalarında bir şekliyle buluyor. Daha sonra 90'lı yıllarda ise 1 Mayıs artık daha sistematik bir şekilde kutlanmaya başlayacak. İşte daha çok da ön plana Şişli Abide-i Hürriyet Meydanı çıkacak. Ekseriyetle orada toplanacak. Yani devlet izin verdiği oranda mümkün mertebe Taksim'den uzak tutmaya çalışacak 1 Mayıs kutlamalarını. Bir ara Pendik'te önemli, 93'te Pendik'te yine milletvekillerine o zaman CHP var, CHP'nin milletvekillerine saldırıda bulunduğu bir 1 Mayıs var. Farklı yerlerde, salonlarda toplanıyor ama 93-94'ten itibaren Şişli daha çok. Arada Kadıköy var. 96 Kadıköy'ü de önemli. O büyük 90'lı yılların Şişli kutlamaları arasındaki 96 Kadıköy girişimi önemli. Orada da çok ciddi... Yine insanların, 3 kişinin de yanlış hatırlamıyorsam hayatını kaybettiği... 4 kişi.
F. B: Evet, o 4. Yani orada yaralanan birisi daha sonra hastanede 20 gün kadar sonra hastanede ölüyor.
Y. D. Ç: Seninle de jenerasyon olarak artık katılımcı olarak, 1 Mayısların artık şahidi olarak bu tarihten itibaren anlaşmaya başlıyoruz tabii. Biz de o gün oradaydık. Üniversite öğrencileri olarak sabah 3 kişinin hayatını kaybettiği çatışmaya bizzat gözlerimizle şahit olduk.
F. B: 1 Mayıs tabii çok kitlesel yine bir 1 Mayıs. Yani yine senin bahsettiğin aslında kamu emekçileri hareketi, öğrenci hareketi var o dönem. Yani yine aslında toplumsal hareketlerdeki bir canlanmanın söz konusu olduğu...
Y. D. Ç: Yeni sosyal siyasal hareketlerin de birçok gelenekte ortaya çıkmaya başladığı...
F. B: Tabii tabii tabii, o yüzden de yani o kitleselliği yansıtan büyük bir 1 Mayıs ama hani Kadıköy örneğinde şunu görüyoruz, yine böyle bir açık provokasyon söz konusu. Kadıköy'de de olsa hani büyük 1 Mayıslar, kitlesel 1 Mayıslar, militan, mücadeleci 1 Mayıslar diyelim, öyle söyleyelim, aslında sürekli olarak muktedirlerde bir korku yaratıyor. 1 Mayıs'a dönük bu kadar provokasyon girişiminin başka açıklaması yok diye düşünüyorum.
Y. D. Ç: Evet, az vaktimiz kaldı galiba. 3 dakikamız olması lazım. Onun için biraz daha günümüze doğru geliriz. 96'dan sonra zaten yeniden Kadıköy olması biraz daha geç bir tarihte olacak ama hemen şunu bugünkü tartışmalarla bağlayarak devam edelim. Daha sonra Yenikapı, Kadıköy şeyleri var ama en önemli girişim daha sonra yine Taksim bağlamında 2007'de gelecek. Süleyman Çelebi'nin bu sefer DİSK başkanı olduğu bir ortamda üç sene üst üste DİSK özellikle Taksim'de kutlamayı bastıracak ve o dönemin derin devlet geleneği açısından da önemli isimleri var. Tabii Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Vali Muammer Güler... Onlarla tam bir aslında toplumsal hareketin didişmesiyle 2009'da nihayet büyük bir kitle olarak Taksim'e çıkılacak ki sonra ertesi yıl zaten AKP hükümeti bunu resmi bir, 2010'da tam...
F. B: Referandum zamanı, AKP'nin kendisine de o dönemin koşulları itibariyle daha demokratik bir süs vermeye çalıştığı bir dönemde Taksim'de birkaç yıl üst üste çok kitlesel, çok coşkulu 1 Mayıslar gerçekleşecek. Sonra 2013 yılında Taksim meydanı yeniden işçi sınıfına ve işçi sınıfının bayramına kapatılacak.
Y. D. Ç: Evet, yani 2008'de aslında hükümet resmi bir gün haline getirecek 1 Mayıs'ı. 2009'da tatil ilan edecek ama 2 sene de Taksim'i açmayacak bunu yapmasına rağmen. Aslında bu DİSK'in 2007'den sonra başlattığı mücadeleyle 2010'un, 2011 ve 2012'nin kazanıldığını söyleyebiliriz. 2013'te tekrar yasakladığında da zaten Gezi ayaklanması, yine Türkiye'nin en son dönemdeki en büyük ayaklanmalarından bir tanesinin de aslında öncesinde bir haberci olarak ortaya çıktığını göreceğiz 1 Mayıs'ın.
F. B: Evet, yani tabii işte bugünlere de getirmek mümkün ama 1 Mayıs, yani Türkiye'de bu kadar çok bastırılması onun böyle bir tür, nasıl diyeyim, resmileşmesi ve soğurulmasını da engelleyen bir faktör haline geldi. Yani 1 Mayıs tabii Türkiye'de hiçbir zaman böyle formel bir Öğretmenler Günü ya da ne bileyim işte böyle resmi bir gün olarak şey yapılan bir kıvama hiçbir zaman gelmeyecek aslında.
Y. D. Ç: Çok güzel söyledin çünkü ben de kapatırken bunu mutlaka söylemek istiyordum. Demin söylediğimiz gibi hani bu Takrir-i Sükun örneğinde olduğu gibi, darbe girişiminden sonra da, 2015'te 1 Mayıs biliyorsun Bakırköy'e atılacak. Yani sadece Taksim'e izin verilmemekle kalmayacak, Bakırköy'e atılacak ve aslında izin verilse bizim beklentimiz belki soğurulduğu, işte çok vaka-i adiye haline geleceği ve bizim buradan belki bir başka 1 Mayıs tahayyülünü eleştirel bir şekilde ortaya çıkarabileceğimiz bir ortam oluşmuyor. Bundan dolayı biz hâlâ 1 Mayıs'ı kutlamanın mücadelesini verme aşamasında kalıyoruz değil mi?
F. B: Evet ama yani şuna tabii muktedirler buna daha hakimler, yani 1 Mayıs'ın çok daha formelleştiği, resmileştiği, dolayısıyla böyle tehlikesiz addedildiği bir gün olarak addedildiği yerlerde bile büyük toplumsal mücadelenin yaşandığı konjonktürlerde 1 Mayıs birdenbire tehlikeli hale gelebiliyor. Aklıma geçen gün okuyordum, şey örneği var, bu İngiltere'de 80'lerin ortasındaki madenci grevi, büyük bir işçi sınıfı mücadelesi, bir mağlubiyetle sonuçlansa bile çok büyük bir işçi sınıfı seferberliği... Mesela 1 Mayıs orada birdenbire hatırlanan önemli bir mücadele ve dayanışma günü olarak hatırlanıp önemli bir güne dönüştürülen ve iktidara ve sermayeye karşı bir güne de dönüşebiliyor. Dolayısıyla hani o 1 Mayıs'ın soğurulması her zaman tek yönlü bir süreç değil, onu ifade etmeye çalışıyorum.
Y. D. Ç: Aslında kapatırken de güzel bir final oldu. 1 Mayıs ne olursa olsun her zaman ezilenlerin mücadelesinde önemli, sembolik bir gün olmaya devam ediyor. Ezenler için de, egemenler için de aslında hâlâ korkulması gereken bir gün olmaya devam ediyor. Bundan dolayı da biz her 1 Mayıs'ta bu tartışmaları vs. tekrar yaşıyoruz ama vaktimizin sonuna geldik. Bir başka Hakikatin Hikayesi programında görüşmek üzere diyelim efendim.
F. B: Hoşça kalın.
Y. D. Ç: Hoşça kalın.


